. Korku Hikayeleri - Korku Yuvası

HRİSTİYANLIK İNANCINDA CİNLER

Sizde cinlerin sadece İslâm inancına ait varlıklar olduğunu düşünüyorsanız yanılıyorsunuz.

GİZEMLİ BUĞDAY BİÇEN ADAM

Anadolu yaşayan bir çiftin başına gelen korkunç hikaye sizlerle...

KORKTUKÇA OKUYACAĞINIZ BİR DEFİNE HİKEYESİ

Sitemizin en çok okunan hikayeleri arasında bulunan define hikayesi nefesinizi kesecek! Hikayeyi okurken zamanın nasıl geçtiğini anlamayacaksınız.

YAKAZA CİN KABİLESİ HAKKINDA TÜM GERÇEKLER

İsimlerini duyduğunuzda korktuğunuz, belki de korktuğunuz için üç harfliler dediğiniz cinlerin kabileleride mevcuttur.

HİÇBİR YERDE BULAMAYACAĞINIZ BÜYÜ KİTAPLARI

Arapça ve Farsça dillerinde yazılmış olan, gerçek büyü kitaplarının dosyaları çok yakında sitemizde yayınlanacaktır!

EN TEHLİKELİ CİN PADİŞAHLARI

Yüzlerce cin türünün yaşadığı evrende, elbette cinlerin en güçlüleri ve tehlikelileri mevcuttur. Cin padişahlarını öğrendikçe korkacaksınız.

Beddua'nın Bedeli



Bizim eve yazın, pek kimse gelip gitmez. Bende genelde yalnız kalırdım. Çok sıkılırsam arkadaşlarımı çağırırdım. Bizim ev 3 odalı ve bir odası da çok karanlık ve serindi.

Bende serin olduğu için orada yatardım.

O gün, arkadaşlar ile bizim evde toplanmıştık. Cin muhabbeti yapmaya başladık. Benim başıma daha önce de böyle olaylar geldiği için arkadaşları korkutmak amacıyla, birkaç şaka yapayım dedim.

Arkadaşlarım çok korkmuştu. Bana söyledikleri sözleri duydum. Fakat o zaman pek de umursamamıştım.

Söyledikleri sözler, Allah sana da inşallah, böyle şeyler yaşatır demişlerdi.

Gece olunca arkadaşlarım gitti.

Bende serin ve karanlık olan odada yatayım dedim.

Odaya girdim ve yattım.

Uyuduktan yarım saat sonra, hafif bir rüzgar hissettim.

Odada ufak bir pencere vardı. O açıktı. Kalkıp kapatmak istedim ve harekete geçtim. Uyku sersemliği ile doğrulurken bir anda gözüm tavana dikildi.

Yerimden kalkmak istedim kalkamadım!

Biranda gözlerim kapandı.

Bu sefer ben gözlerimi açmaya çalıştım.

O benim gözlerimi kapatmaya çalıştı!

Daha sonra da beni yataktan atmaya çalıştı!

Ben kendimi diğer tarafa doğru çekmeye çalışıyordum.

Biranda beni bıraktı. Sonra duvara çarptı.

Daha beni bırakmasından saniyeler geçmeden, belimden yukarıya kalkmaya başladım!

Ellerim havadaydı! Aşağıya düşmüyordum!

Ellerimi de benimle birlikte havaya kaldırmıştı!

Kapalı olan gözlerim biranda açıldı!

Karşımda bir çift göz gördüm!

Kırmızı ve alev gibiydi!

Sağdan sola ve soldan sağa kapak gibi kapanıp açılıyordu!

Bedenime ve bütün organlarıma sanki çiviler batıyormuş gibi hissediyordum!

Beni öldürecek diye çok korkmuştum.

Normalde dua ezberleyemem ve pek sık dua okumam. Ama beni yukarıya kaldırırken biranda, şuan bile tam hatırlamadığım bir dua okudum!

Duayı okur okumaz beni yatağa fırlattı!

Sersem gibiydim.

Yataktan doğrulduğumda, başparmağımın yarılmış olduğunu gördüm. Çok kanıyordu. Açılan yaradan, kemiğimi görebiliyordum.

Kendimi o korku ile hemen dışarıya attım!

Elime, içten 27 dikiş ile kemikten life bağladılar. Dıştan ise 7 dikiş ile ancak kapatabildiler.

Olaydan sonra evde tek başına kalamadım. Hem ruhsal hem fiziksel bunalımlar geçirdim.

Ve bir bedduanın bunlara sebep olacağını hiç tahmin etmedim!

Cin Kitabı



2010 yılının ramazan ayında, bir akşamüzeri arkadaşlar ile sohbet ediyorduk.

Konu cinlere geldi. Arkadaşlarım korkunç anılarını anlattı.

Sıra bana geldiğinde, benim anlatacağım hiçbir şeyim yoktu. Cinler nedir ve neyin nesidir diye merak ettim.

Eve gittim. İftara bir saat vardı. Meşgul olacak bir uğraş arıyordum. Oruçluydum. Birden gözüm kitaplıkta ki, Cinlerin Esrarı kitabına ilişti. Bir saat boyunca kitabı okudum.

Ezan okundu. Ailecek iftarımızı açtık. Daha sonra, akşam namazını kıldıktan sonra dışarı çıktım. Yatsı namazına kadar arkadaşlar ile dini sohbet ettik.

Cinlerden, kıyametten ve benzeri konulardan konuşuyorduk. Hepimizi bir korku sarmıştı!

O zamanlar 12 yaşındaydık. Teravih namazından sonra eve geldim. Evde kimse yoktu. Annem ve ablalarım namazdan dönmemişti. Babam arkadaşları ile beraberdi.

Mahallede kimse yoktu. Kaldırımın üzerine oturdum.

Bahçemizden sesler gelmeye başladı!

Bahçeye uzaktan bir baktım. Aniden bir ışık bana doğru gelmeye başladı!

Nutkum tutuldu. Hareket edemedim. Sonra arkamdan annem çağırdı. Ne yaptığımı sordu. Hiç bir şey yapmadığımı ve oturarak beklediğimi söyledim. Eve gittik. Yatma vakti gelmişti. Herkes yatağına gitti.

Yatağıma girdiğim gibi uyudum. Gece 2 gibi uyandım.

Tam karşımda bizim apartmanın kapıcısı vardı!

Gözleri ateş gibiydi!

Çığlık atmak istedim, atamadım! Konuşmak istiyor ve konuşamıyordum! Allah’ım ne oluyor!

Bana sus işareti yaptı! Yorganın altına girdim! Nefes alamıyordum! En son annemin sesini duydum!

Evin kapısını açmış, dışarı çıkıyorken annem beni görmüş. Annem, sahur için yemek hazırlıyormuş. Beraber sahur yaptık.

Şaka gibiydi. Sanki hiç bir şey olmamış gibi hayatıma devam etmem gerekiyordu!

Zaman geçtikçe, evde bir şeyler devriliyor ve sesler geliyordu. Şimdilerde bile hala oluyor bu ve dua okuyarak geçmesini bekliyorum.

Bir çıkmazın içinde bu şekilde ne kadar devam ederim bilmiyorum. Her şey o kitabı okuduktan sonra olmaya başladı ve bitecek gibi de görünmüyor.

Cinlerin Esrarı!

Cinci Hoca ve Köylü Kız







Büyü bozma işleri ile uğraşan Harun Ceylan isimli hoca, yine bir büyü bozma işi için, Kastamonu’nun bir köyüne gitti.

Gittiği köyde 6 hane vardı.

Kendisini arayan kişiyi ulaşıp evi kolayca buldu.

Harun Ceylan, evde birkaç gün güzel bir şekilde geçirdi.

İşe koyulma vakti geldi diyerek başladı.

47 yaşında ki Hatice’yi kurtarmak için gece olmasını bekledi.

Gece 1 gibi evin bahçesine geçtiler. Harun, yere bir çember çizdi.

Çemberin çevresine, dua yazılı kağıtlar koydu.

Hatice’yi çemberin içine soktu. Dualar okudu. Ancak ters giden bir şeyler vardı.

Hatice, hiç tepki vermiyordu.

Harun’a kitlenmiş bir şekilde bakıyordu.

Şu kelimeleri tekrar edip duruyordu.

Hatice: – Helakis inna vezir abi fürün!

Devam ederek tekrarlıyordu.

Hatice’nin kocası bu duruma çok sinirlendi. Kadın Tekrarladıkça Adam Deliriyordu.

Adam, bir hışımla eve girdi. Ruhsatlı silahını aldı ve Hatice’ye 5 el ateş etti!

Ardından kendini vurdu!

Harun 5 dakika boyunca kendine gelemedi.

Eşyalarını almak için içeri girdi.

Aşağı ineceği sırada, mutfak kapısının açıldığını fark etti!

Ardından, deprem olurcasına ev sallanmaya başladı! Apar topar kaçtı! Arabasına koştu ve bindi.

Tam bu sırada, evin önünde duran gölgeleri fark etti!

Gölgelerin dibinde 5 adet kara kedi vardı.

Arabayı çalıştırdı ve köyden uzaklaştı.

Seyir halinde yolun ortasında yaşlı bir kadın çıktı ve Harun vurmamak için şarampole çarptı ve yuvarlandı.

Kazadan sonra, Harun’un ayakları sakat kaldı.

Harun: – Her gece Hatice Rüyamda beni boğuyor!


➲ Konuşan Ölü

 


Bir akşam yakın arkadaşım aynı zamanda kuzenim Ayşe ve ben belgesel izlemek istiyorduk ve bu yönde karar kıldık. Kuzenimin vefat eden dedesinden miras büyük bir eski belgesel kutusu vardı. Kutuyu karıştırmaya başladık. Fakat istediğimiz türde bir belgesel bulamamıştık. En son kutu boşaldığında elim kutunun sol tarafındaki bir yüksekliğe temas etti. Kutunun sol tarafında iki karton arasına bir şey sıkışmış bir kutu göze çarptı. Kutuyu yırttım ve yüksek kısma baktım. Bu bir CD kutusuydu. Üzerinde "Ölülerin Yaşamı (Sıradan Bir Belgesel) yazdığını gördüm. Kuzenim şaşırmıştı. Çünkü dediğine göre bu büyük belgesel arşivini adı gibi biliyordu ve daha önce böyle bir belgeselin varlığından haberdar değildi. İkimiz de ilk defa bu garip belgeseli izleyecektik. Kutuyu açtım ve içinden ön yüzü siyah bir CD çıktı. Televizyonun karşısına geçtik daha sonra Ayşe, CD player'ı açmıştı ve benden CD'yi takmamı istiyordu. Bense bu konuda kararsızdım çünkü tedirgindim.  İçimdeki korkuyu anlatması oldukça zor. Bu sırada Ayşe, CD'yi elimden kaptı ve cihaza yerleştirdi.
"Bu şaçma şeyden korkmuyorsun, öyle değil mi?" 


Cesur bir yapısı vardı. Fakat fazla cesaretin iyi olmadığını iyi biliyordum. Belgesel başladı ve video uzunluğuna baktığımızda şaşırmıştık. 2.5 dakikalık kısacık bir belgeseldi. Belki de geri kalan kısmı uzun zamandır orada olduğu için bozulmuştu. Bunu öğrenmek için sonuna kadar izlememiz gerekecekti. Ayşe kumandadan oynatma tuşuna bastı ve belgesel başladı. Tahmin ettiğim gibi korkunç ve ürkütücü bir belgeseldi. Ayşe ise öylece gözlerini dikmiş ekrana dikkatli bir şekilde bakıyordu. O anda ekranda fotoğraflar halinde mezarlar, cesetler geçiyordu. Kalbim yerinden çıkacaktı ve korkmaya başladım. Ayşe'nin cesurluğu bile yetmedi ve 30. saniyede Ayşe tam kapatmak için kumandayı eline aldı ki, bir ses konuşmaya başladı. 
"Ölüler sandığınız gibi ölü değildirler. Onlar, ölünce yaşamın başka boyutlarında varlıklarını sürdürürler. Bir ölü eğer isterse sizinle konuşabilir." gerçekten çok saçmaydı. Ayşe, bu saçmalığa dayanamamış olacak ki kapattı. 


"İğrenç bir belgeseldi dedi ve daha sonra ben lavaboya gidiyorum diye bana söyledi." Ayşe lavaboya gittiğinde odada tek başıma kalmıştım. Gözüm saate kaydı ve saat 9.20 geçiyordu. Dakikalar hızla ilerlemesine  rağmen Ayşe lavabodan dönmedi. Meraklanıp arkasından gittim. Lavaboya girdiğimdeyse Ayşe yerde öylece yatıyordu. Ne bir yara, ne de bir kan vardı. Şok olmuştum. Korkarak Ayşe'a dokundum. Bir buz tanesi kadar soğuktu. Nabzına baktım ancak herhangi bir nabız belirtisi yoktu. Çok korkmuştum ve aniden ambulansa haber verdim ve onlardan yardım istedim. Ayşe'yi ambulansa ve bende yanına bindim. Kısa bir zaman sonra hastanede ölü olduğu anlaşılan Ayşe’nin üstüne beyaz bir örtü örttüler ve bense şoktaydım ve ağlıyordum. Bu sırada cesedi inceleyen uzman doktor yanıma geldi ve benimle konuşmaya başladı.
"Bu cesedi ne zaman buldunuz? Bu kişi öleli en az 4 gün olmuş." 
İşte o zaman beynimin içinde o korku dolu ses yankılandı:
"Bir ölü... eğer isterse... sizinle konuşabilir..."

➲ Otostop Çeken Kız



Merhabalar size başımdan geçen ilginç bir olayı anlatmak istiyorum. Ben Mehmet 36 yaşındayım. Bu olay başıma 4 sene önce geldi. İşim gereği bir iş seyahati için yola çıktım ve akşam üzeri ıssız bir ormanda yoluma devam ederken karşıma otostop çeken bir kız çıktı. Benimde 2 tane kızım olduğu için hemen durdum ve nereye gittiğini sordum. Kız bana evim buraya yakın rica etsem beni evime götürebilir misin dedi. Bende tamam götürürüm diyerek onu arabama aldım. Neden bu saatte burada olduğunu sorduğumda karanlık olduğu için korktuğunu ve eve yürüyerek gidemeyeceğini söyledi. Neyse kızı istediği adrese götürdüm. Sonra ise tam geldiğimizi söylecektim ki birden arka koltuğa dönmem ile şok oldum. Çünkü kız arka koltukta yoktu. Bunun nasıl olabileceğini düşünürken hemen adresteki eve doğru ilerleyerek kapıyı çaldım. 

Kapıyı orta yaşlarda bir kadın açtı. Ona yolda gelirken bir kız gördüğümü ve evinin burada olduğunu söyledi. Kadın evet biliyorum dedi. Bunun nasıl olduğunu sorduğumda bugüne kadar her cumartesi akşamı farklı insanlar yine böyle bir olayla kapısını çalıyormuş. İşin gerçek boyutu ise kız bir cumartesi akşamı okul dönüşü kaza sonucu hayatını kaybetmiş. O günden sonra ise her cumartesi akşamı evine gelmek için otostop çekiyormuş ama bir türlü evine gelemiyormuş. Adam tam çıkacağı sırada duvarda bir kız resmi görmüş ve yolda arabasına aldığı kızın aynısı ve üzerinde de aynı elbiseler varmış. 

➲ Cin Laneti


Merhaba arkadaşlar benim ismim Melih size başımdan geçen bir korku hikayemi anlatacağım. Şuan 20 yaşındayım olayı bundan 8 sene önce 12 yaşında iken yaşadım. 

Ben olayı yaşadığım günden hiçbir şeyden habersiz yine okuldan eve geldim. Biraz televizyon falan izledikten sonra uyumak için odaya gittim. Odada abim, ben ve kız kardeşim kalıyoruz. Hepimiz uyuduktan sonra ben gece bir anda birinin beni dürtmesi ile uyandım ve o an pencerede kulakları uzun olan bir şey gördüm. O an bunun rüya olabileceğini  düşündüm ancak kendimde olduğumu teyit etmek için kendimi cimcikledim ve uykuda olmadığımı anladım. O gördüğümden çok korktuğum için kuran okuyarak tekrar uyumaya çalıştım.

Sabah uyanır uyanmaz direk anneme, babama ve abime başıma gelen bu olayı anlattım. Ancak onlar böyle bir şeyin olamayacağını ve küçük olduğum için bir rüyada olduğunu söylediler. Onlara bu olayın gerçek olduğunu anlatsamda bana inanmadılar. Neyse o gün yine okula falan gidip geldikten sonra uyuma vakti geldi. Ben yine uykuya daldım ancak yine bir el beni dürterek uyandırdı. Dün gece gördüğüm o siyah kulaklı şeyi gene gördüm. Bu sefer küçük kardeşim de sanırım gördü ki oda ağlamaya başladı ve hemen annem odaya kardeşime bakmak için geldi.

Benim uyanık olduğumu gören annem niye uyumadın diye sordu. Ben ise yine dünkü korkunç şeyi gördüğümü söyledim ve annem bu sefer söylediğime inanmıştı. Sabah oldu babama olanları anlatsakta yine inanamadı bize hatta annem hocaya falan götürelim dese de babam oralı bile olmadı. O gün yine bir şekilde geçti 3. gece sonunda yine ben uykudan uyandırıldım ve o şeyi çok yakınımda hissettim korkudan çenem yamulmuştu ve o korkuyla çığlık attım. Çığlığımı duyan annem ve babam odaya geldi beni o halde gören annem ve babam oldukça tedirgin gözüküyordu. Hemen hastaneye gittik ve doktor bunun neden olduğunu anlamadı ve tedavi için gerekenlerin yapılmasını söyledi.

Tedavi için hastanede 10 gün kalmak zorunda kaldım. Geceleri hastanede bile uyumak oldukça zor bir hal almıştı. Geceleri sürekli uyanıyor bir şekilde geri uyumaya çalışıyordum. Hastaneden çıktıktan sonra annem babama bir hocaya götürelim dedi. Babam ise geçti işte gerek yok deyip geçiştirdi. Ertesi gün babamın haberi olmadan bir hocanın yanına gittik annemle beraber. Hocaya olayı biteni anlattık ve hemen nedenini bize açıkladı. Hoca, o gördüğüm şeyin cin olduğunu ve sürekli beni dürtmesinin sebebinin beni de aralarına almak için yaptığını söyledi. Hatta beni lanetlemek için çok fazla çaba gösterdiklerini yüzümün yamulmasının da onlara katılmadığım için beni cezalandırmak için yapmışlar. Onlarda korunmamı sağlayan şey ise uyumak için okuduğum Kuran-ı Kerim'miş. Hoca yine orada bana birçok ayet okudu ve yatmadan önce birkaç ayet okumam gerektiğini söyledi

Şuan 20 yaşındayım ve o günden sonra birkaç ayet okumadan uyumam. O gördüğüm varlığı da hocaya gittiğimden beri hiç görmedim. Size tavsiyem sizde uyumadan önce kesinlikle birkaç ayet okumanız faydanıza olacaktır. 

➲ Köpek Maskeli Çocuklar


Size bir kasabadan bahsedeceğim  ve asla gitmemeniz gereken bir kasaba. Güvenliğiniz için size adı veya yeri söylemeyeceğim. Ama size şunu söyleyeceğim: eğer bu şehirde olabileceğinizi düşünüyorsanız, oradan gidin ve arkanıza bakmayın.

Birkaç yıl bu olay başıma geldi. Arabamla yolda giderken benzinim bitti ve ıssız bir yerde kala kaldım. Harita bilgim olmadığı için nerede olduğumu tahmin edemiyordum. Bir anda aklıma otostop çekmek geldi bu biraz korkutucu olsa da cesaretimi topladım ve otostop çekmeye karar verdim.

Öğle vakti güneş tam tepeden vuruyor ve kavurucu bir sıcak vardı. Başım ağrıyordu ve kıyafetlerim ter içinde kaldı. Yorgun kolum, bir yolculuk yapma umudum gibi aşağı ve aşağı asılıydı. Ama uzaktan kırmızı bir kamyonet göründü. "Lütfen dur. Lütfen durun, ”diye tekrarladım, başparmağımı sonuna kadar dışarı çıkardım. Kamyon yaklaştıkça, sonunda yavaşlayıp durana kadar kollarımı salladım.

"Araban oradaki mi?" diye sordu direksiyonun başında ki kişi.


"Evet efendim. Benzinim bitti ” dedim

"Atla dedi. Bir sonraki durakta sana biraz benzin
 getireceğiz." dedi.


Cappy  ne kadar iyi biriydi. Ailesi hakkında konuşmaktan kesinlikle hoşlanıyordu,ve eğlenceli hikayeler anlatıyordu. Uzun bir sohbet olmuştu ve biraz da olsa korkum geçmişti.

Bir süre sonra, bu kasabanın ne zaman ortaya çıkacağını merak etmeye başladım ve çok uzak olabileceğine dair endişemi ifade ettim. Cappy'yi rahatsız etmiyor gibiydi. Sanırım yapacak daha iyi bir şeyi yoktu  ve hala nereye gittiğini asla öğrenemedim. Yol inişli çıkışlıydı, daha sonra çimenleri ortada olan iki kahverengi şeride dönüştü. Sonunda vahşi tarlalara bakan bir kasaba görebiliyordum.

Zavallı ama tuhaf, değişik küçük kasaba: beyaz süslemeli soluk mavi evler, el yapımı işaretli birkaç tuğla ve harç işi, kasaba meydanı, büyük kırmızı ahır bulunuyordu. Arabalar buraya orada, bazıları da lastiksiz park edilmişti; ama etrafta hiç insan görmedim. Böyle uzak bir mezra için şaşırtıcı değildi, ama beni şaşırtan şey, ahıra rağmen hiçbir hayvan görmememdi.

Resmi bir akaryakıt istasyonu yoktu ama biz bir benzin pompası önünde eski bir garaj bulundu. Cappy, dağınık garajda arama yaparken gaz kutusunu bir komşusuna ödünç verdiği için özür diledi. “Giden birini bulsam iyi olur,” dedim, “onlara ne yaptığımızı söyle, böylece yeri soyuyor olduğumuzu sanmasınlar.” dedi. Gerçekten, sadece o kokudan kurtulmak istedim.
Bir tane gaz kutusu bulmamız gerekiyordu ve aramaya koyulduk.


Kasaba ıssız görünüyordu ama bir yerden yankılanan sesler duyabiliyordum, bu yüzden onları takip ettim. Uzun otların arasından birbirini kovalayan iki çocuk ortaya çıktı. Uzakta, ileri geri koşan, elmaları birbirine savuran, bazıları dört ayak üzerinde olan bir elma bahçesi vardı. Yaklaştığımda, kahkahalar ve eğlenceli çığlıklar her taraftan geldi. Normal çocuk davranışı gibi görünüyordu, ama sonra hepsinin köpek maskeleri giydiğini fark ettim.

Küçük boy bir piknik masasında oturan ve pastaya benzeyen bir şeyle oynayan birkaç çocuk vardı. Pastadan, maskelerden ve ara sıra partiden bir doğum günü partisinin olduğunu kabul ettim. Mümkün olduğunca tehdit edici görünmemeye çalışarak, üzerinde dolaştım ve sorgulamaya çalıştım.

“Eminim birisi o pastayı pişirip pişirmemek için pişirdi,” dedim, yetkili bir ebeveyn gibi gelmeye çalışarak. Çocuklar yaptıkları işi durdurdular ve bana baktılar. Bir anda titremeye başladım. Hepsi köpek maskesi takıyor ancak bu maskeler sevimli maskeler olmaması beni daha da çok korkuttu.

“Üzgünüm, ama iyi çocuklar bu maskeleri bir dakika çıkarır mısın?” dedim. Çocuklar birbirlerine baktılar, sonra bana döndüler. Utanmaya başladım. “Peki kimin doğum günü?” dedim. Çocuklardan biri biraz yırtıcı bir ses çıkardı. “Ah, sen misin?” Başka bir çocuk diğerini taklit etti. “O zaman sen misin? Hmm? Bu senin doğum günün mü? diye birbirlerine sordular ve köpek taklidi yapmaya devam ettiler.

Sonunda bir bardak su aldım ve birazda olsa rahatladım ancak onlara anne ya da babanız neredeler diye sordum. Sonra ise:

“Peki o zaman. Ama ebeveynlerini bulduğumda bununla ilgili her şeyi duyacaklar. ”Sanki ne dediğimi bile bilmiyorlardı. Ayrılmak için döndüm ama şakacı olan tüm çocuklar şimdi yan yana duruyorlar, yolumu kapatıyorlardı. Onlara hareket etmelerini söylemek yerine, etraflarında dolaşmak için sola doğru yürüdüm. Ama ben bir yöne giderken onlar da gitti. Ve ben başka yöne gittiğimde, onlar da gitti.

Kesin şunu dedim.Onları itmek istemedim; onlar sadece çocuklardı. Ancak maskeleri çok farklı ve gerçekçi gözüküyordu. İki maske birbirine benzemiyordu - her biri farklı bir köpek cinsi, ifadeler uysaldan öfkeye kadar değişiyordu. Saymaya başladığımda, “Üç…” birkaç çocuk soluk, düşük homurdanan sesler çıkarmaya başladı. Geri saymaya devam ettim, “İki…” ve daha fazla çocuk kötü hırıltılara katıldı. Hareket etmeyeceklerini bilerek ağır bir nefes aldım.

“Tamam o zaman… Bir!” Hepsi bir kerede, çocuklar yüksek sesle havlamaya başladılar. Ne kadar vahşi ve öfkeli olduklarından korktum. “Kes şunu!” Diye emrettim, ama sadece daha yüksek sesle havladılar. İçlerinden biri bana çürük bir elma fırlattı ve o elma acıttı.Bu sefer diğer çocuklarda bana bir şeyler fırlatmaya devam ettiler. “Aileni bulana kadar bekle!” Diye bağırmaya başladım ama bitirmeden önce bir elmayı yüzüme götürdüm. Dikkatim dağılmışken birkaç çocuk beni itti ve dengemi kaybettim. Hepsi bana koştu, tekmeledi ve tırmaladı.


“Siz çocuklardaki sorun nedir ?!” diye bağırdım, onları tek tek yere iterek. Ama onlar solmaya devam ettiler, tekmelemeye ve tırmalamaya devam ettiler ve rahatsız edici sesler çıkardılar. Köpek gibi uluyan ve şiddetli yüksek ses başımı ağrıttı. Çocukları vurmaya başladım, güvenliklerini ya da ebeveynlerinin  ne yapacaklarını umursamadım. Onlardan kurtulduktan

sonra Cappy bulmak için kaçtım.














Çocuklar beni kasabaya kadar kovaladılar. Onlar sadece çocuklardı ama ürkütücü görüntüleri vardı.  Cappy'nin kamyonunu gördüm ama onu görmedim. Çocuklar beni yakaladılar ve beni yere düşürdüler. Yine, o tuhaf ve korkutucu veletlerle çevriliydim. Kalkmaya çalıştım ama üzerimde çok fazla çocuk vardı ve yardım çığlıklarım hiçbir yardım getirmedi.

Lanet olası maskeleri çıkar! Diye bağırdım, birini çıkarmaya çalışarak; sıkı bağlanmıştı. Havlama kahkahalara döndü ve başka yetişkinlerin izliyor olabileceğinden korktum . Çocuklar aniden saldırmayı bıraktığında öfkem biraz dinmişti. Hepsi başlarını aynı yöne çevirdi ve birlikte kaçarak sevinç çığlıkları atıyorlardı. tim.

“Cappy!” Diye bağırdım, etrafa baktım. Sesim kilometrelerce yankılandı. Çocuklar gözden uzaktı, bu yüzden hala garajda arama yapmak için kamyona doğru koştum. Kimsenin bize yardım edip edemeyeceğini görmek için önce mağazada görünümlü yerde durdum. Ancak içerde kimse yoktu  ve içerdeki raflar genellikle boş ve tozla kaplıydı.Sonra ise dışardan bir kargaşa sesi duydum.

Pencereden dışarı baktım ama kimseyi görmedim, bu yüzden kapıyı biraz açtım ve kulağımı çevirdim. Bu çocuklarla ilgili bir şeyler olduğundan emindim. Bütün kasabadaki tek gürültü o yönden geliyordu.Bir yanım  garaja geri dönmem gerektiğini söylüyordu ama  çocukların davranışları için azarlanıyorlar mı diye bakmak istedim. Boğuk, kederli bir çığlık duyana kadar yankıları takip ettim.

Sesi duyduğum eve ulaştığımda evde kimse varmı diye bağırdım ve kapıya tıkladım ancak herhangi bir cevap alamadım. Sonra yine kargaşa sesleri gelmeye başladı ve sesi takip ettim.

Kargaşa, meyve bahçesine yakın bir tepenin dibindeki bir çiftlik evinden geliyordu. O kadar hızlı koştum ki eve geldiğimde tereddüt etsem de neredeyse topukların üstüne düştüm. Kapı tamamen açıktı ve yerde köpek maskeleri vardı. Neler olduğunu bilmem gerekiyordu ama öğrenmeye hazır değildim. Tekrar yardım için ya da Cappy için bağırmayı düşündüm, ama yine de ses çıkaramadım. Çığlıklar biraz azaldığında, sundurma basamaklarını yukarı kaydırdım ve içeri baktım ama içeride kimseyi görmedim. Maskeler yerde duruyordu.

 İçeri girmek zorunda kaldım. Ayak sesleri panoları gıcırdattı ama gerginliği gidermeyeceğini
biliyordum. Bir parça maske beni iğrenç seslere yaklaştırdı ve harap evden bodrum katına inen açık bir kapıya götürdü. 

Yakından dinlerken, neler olduğunu belirlemeye çalıştım. Kesinlikle bu çocuklardı - hırıltı, havlama, sızlanma, salya sesleri geliyordu. Oraya gitmek istemedim ama kendi gözlerimle görmek zorunda kaldım.

Tek bir ampul odanın çoğunu aydınlatıyordu ama merdivenlere tam olarak ulaşamıyordu, bu yüzden karanlıkta saklanacağımı biliyordum. Çoçukları gördüm ve çoğu ışık altında merkezde toplandı. Görünüşe göre bir şeyler yiyorlardı.

Yedikleri bir etti ve yerken ağızlarında kanlar akıyordu yüzlerini tarif etmem olanaksızdı çünkü çok kötü ve iğrenç aynı zamanda deformite olmuşlardı. Peki bu ne eti diye düşündüm ama birde ne göreyim o yedikleri Cappy'di bir anda çok korktum ne yapacağımı düşünüyordum.


Ağzımı kapattım ve çığlık atmamak için kendimi zor tuttum.Oradan kaçmak istedim ancak onların beni duymaması için dua ediyordum. O evden çıktım ve mağazaya doğru yol aldım ve hemen bir barikat kurarak kendimi koruyabileceğimi düşündüm.

Gece oldu ve çocukların uzaktan inleyen seslerini duyabiliyordum. Beni aramaya koyulduklarını düşündüm. Aklıma bir anda Cappy geldi bana yardım edeyim derken zavallı adamı o korkunç yaratıklar yedi. Şu anda gaz bulmayı eskisinden daha çok istiyordum çünkü bu lanet olası kasabayı yakmak istiyordum.

Çoçukların uluma sesleri ve iniltileri geçmişti, bu yüzden arka kapıdan gizlice çıktım ve ormana sürünerek gittim ve güneş doğduktan sonra bir ana yola çıkmayı planladım. Bir anda bir siluet yaklaşıyordu zar zor görülebiliyordu ve yabani otların hışırtısını duyabiliyordum; o vahşilerden biriydi. Beni duyduklarından ve diğerlerini uyaracaklarından korktuğum için tereddüt ettim. Ayaklarımın yakınında birkaç kilo ağırlığında kaya vardı, bu yüzden bir tane aldım ve sıkı tuttum.

Çocuk otların içinden sıçrayan bir hayvanı kaparken gördüm. Zavallı yaratığa kemirirken canım yandı ve tiksindim. Yemek yerken hırlıyordu. Kafasını yavaşça kaldırırken nefesimi tuttum ve o çocuğun kafasını defalarca vurdum. Bunu bir çocuğa yapabileceğimi hiç düşünmemiştim ama güvenliğim için bunu yapmam ve az da olsa Cappy'nin intikamını almak istedim.

Güneş doğmaya başladı ve çocuğun vücudunu gözlemledim.Değişik bir vücudu vardı dişleri kocaman iri gözleri yüz şekli falan bayağı ürpertici seviyedeydi. Sonra ise  kahkaha sesleri kasabadan duyulmaya başladı ve ters yönde hızlıca arkama bakmadan koşmaya başladım.
Sonrasında ise bir ana yola çıktım ve biraz yorgun bedenimi dinlendirdim. Aklımda hala onların hırıltı sesleri ve gözümün önünde ucube görüntüleri geliyordu. Onlar kimdi neden böyle davranışlar gerçekleştiriyorlardı hala anlamadım ve o günden sonra o kasabanın 100 km ötesinden bile geçmedim.

➲ SAKLAMBAÇ




















Yıl:2007 Ben 8 Yaşında Bir Çocuktum. ismim:İsmail Şuan ise 21 Yaşındayım. Bu Anlatacağım Hikaye Tamamen Gerçek Ve Başımdan Geçmiş Bir Hikayedir.






Mutlu bir ailemiz Vardı. Bulgaristan'da (Balçık) şehrinde doğmuştum. Yaşadığımız yer ise tamamen ormanın ortasıydı dedem ve Ninemden kalma evdi. Korkusuz bir çocuktum Dışarıda Sabah 8:00 de kalkar akşam 21:00 kadar dışarıda komşularımızın çocuklarıyla oyunlar oynuyorduk en çok oynadığımız oyun ise saklambaç oyunuydu yaz saatleri gece 21:00 gibi bir araya gelip saklambaç oynuyorduk karanlığı seviyordum ve bu oyunu oynarken geceleri çok keyif alıyordum her ne kadarda korkunç olsa da ormanlarda saklanıp beni bulmalarını bekliyordum düşünsenize hangi çocuk gecenin bir yarısı ormanlarda saklanırdı ki sanırım biraz gözü korkmaz çocuktum yada öyle sanıyordum. Her akşam bu oyunu oynar evime rahat bir şekilde toplanırdım ta ki bir gece. yine böyle saklambaç oyunu oynamak üzere 21:00 da dışarıya çıkıp bir araya gelmiştik.






Bizim evin yani başında koskoca dere gibi bir yer vardı oraya çöplerimizi atıyorduk. Çünkü bizim yaşadığımız yerde çöp kovası yoktu ısız bir yer olduğu için devlet pekte ilgilenmiyordu.






O gece içimde bir acayip bir his vardı tam ne olduğunu bilmiyorum ama garip gibiydi hiç böyle hissetmemiştim saklambaç oyununu oynamaya başladığımızda ben ormanın derinlerine tekrar dalmıştım bir ağacın köküne yaşlanıp birinin beni bulmasını bekliyordum sonra ise bir fışıldama sesi duydum.






''ARKANA BAK!'' ne olduğunu anlamamıştım dedim gibi korku nedir pek bilmiyordum arkama döndüm ve hiç kimseler yoktu. Düşündüm ki bir arkadaşım bana şaka yapıyor diye "SESLENDİM'' Seni görüyorum hadi cık oradan diye aslında kimseyi görmüyordum sadece birisi varsa çıkması için öyle demiştim. Sonra bir şey farkettim arkadaşlarımın sesini normalde duyardım ama hiç ses yoktu önce oyundan vazgeçtiklerini düşündüm ve onları aramak için ormandan çıkmaya karar verdim ama ''ÇIKAMADIM'' yürüyordum ama sanki yol bitmiyor gibiydi daha hızlı yürümeye başladım ama yinede yol bitmiyordu sonra koşmaya başladım deliler gibi ama nafile çıkamıyordum.






Kayboldumu düşündüm ve nefesim daralmıştı oturdum yere ağlamaya başladım tek korktuğum ailemi göremicek olmam ve bana kızacaklarıydı daha sonra tekrar bir fışıldama sesi duydum ''АRKANA BAK'' аma bu seferki sanki kulağımın dibindeydi arkaya kafamı çevirdim ve onu gördüm o büyük uzun bir adamdı SİMSİYAH adeta suratı gözükmüyordu işte o an korku nedir nasıl bir hisstir çok iyi anladım nutkum tutulmuştu nefesimi kontrol edemiyordum kalbim adeta yerinden çıkıcak gibiydi. Ağzımı açmaya çalıştım ama ağırlaşmıştı açamıyordum gözlerim yuvalarından çıkıcak gibi büyüdü korku içerisindeydim aya kalktım koşmak için arkamı döndüm ama o yine karşımdaydı napıcaktım bilmiyorum o hiç tepki vermiyordu sadece duruyordu ben izliyordu ben ise bayılmak üzeriydim.






15 saniyeye kadar birbirimize baka kaldık sonra o üzerime doğru yürümeye başladı ben ise geri geri gidiyordum onun tek ayak adımı benim nerdeyse 5 adımım kadardı ama ondan gözlerimi alamıyordum geriye doğru gidiyordum ama aynı zamanda ona bakıyordum.






Sonra birden koşmaya başladı ben ise arkamı dönüp koşmaya başladım deliriyordum çıkamıyacağım ordan diye sonra birden kendimi yolun ortasında bulduğum bizim evin sokağıydı eve doğru koşmaya başladım bizim evin kapısının önüne vardım ışıklara doğru dudağımda bir ağırlık hissediyordum içeri girdim bizimkiler yatıyordu hemen onları kaldırmaya başladım ama sesim çıkmıyordu. Onları sarsıklamamla uyanmışlardı beni görünce Annem çığlık atı resmen ne oldu diye başladı bağırmaya her nekadarda anlatmaya çalışsam anlatamıyordum. çünkü dudağım ortadan ikiye yarılmıştı!






Babam Beni Kucağını Alıp hemen hastaneye götürmüştü dudağımı diktiler doktorlar ne oldunu sorduğunda,ise ailemde bir şey bilmiyordu Babam doktora durumu anlatmaya başlamıştı hemşireler beni ise acile dikiş atmaları için içeriye almışlardı.






Dudağımı diktikten sonra eve gelmiştik.



ben narkoz etkisinden hemen uyumuştum


sabah uyandığımda ise annem beni kolumdan tutup hocaya götürmüştü dilimin çözülmesi için hoca beni okumaya başladı sonra bir muska ve okunmuş su verip ve aileme bu çocuk çok korkmuş cinlere şeytanlara karışmış onu göz önünde bulundurun demişti annem babam ise şok içerisindeydi beni eve götürüp annem okunmuş su ile yıkadı ve içirdi bana ne olduğunu sormaya çalışıyolardı ben ise anlatmakta zorluk çekiyordum. Babam konuyu kapatmasını söylemişti Anneme bidaha bu konu açılmasın diye uyarmıştı ve böylelikle






3 ay sonra konuşabiliyor ama o çocuk o mutlu o çocuk yoktu onun yerine korkak dışarıya bile kafasını çıkarmayan çocuk gelmişti. ailem bunu unutmam için elinden geleni yapıyolardı ufakta olsa hediyelerle unutturmaya çalışıyorlardı ben gitarı çok severdim babam bana zorda olsa ufak çocuk için gitar almıştı onunla evde oynar çalmaya çalışıyordum ve böylelikle de dikkatim dağlıyor onu düşünmüyordum.. çünkü bu 3 ay içerisinde sadece onu düşünüyor ve uyamıyordum geceleri rüyamda suriyetini görür ve yyerimde zıplarayak kalkardım.


Bu Böyle baya bir süre devam etti ama madiyat ile sıkıntılarımız oluşmaya başlamıştı çünkü ailem ben korkuyorum diye beni brakıp işe gitmiyolardı ama bu böyle nekadar devam edebilirdi ki ...


Bir gün babam bana artık korkmamı ve benim cesur olmamı söylemişti onların çalışmasını ve bu evi geçindirmekle hükümlü olduğunu söylemişti ben ise gitmesini istemiyordum ama erzağımız tükkeniyordu gün geçtikçe kuru ekmek yemeğe muhtağaç kalıyorduk ve bu yüzden babamın bu konuşmasını anladım ve ona ''Tamam Baba sen iyisini bilirsin ben artık okadar korkmuyorum demiştim"ama aslında çok korkuyordum..


Ertesi Gün Yatağımdan Uyandım ve evde kimseler yoktu yatağımdan kalktım giyindim ve gitarimi elime almıştım kendi kendime çalırmış gibi yapar ve şarkı söylüyordum daha sonra evdeki Telefon çaldı açmak için kalktım ve açtığımda ise Almanyadadan


Bir kadın vardı bana Hatice sen misin? dedi bende hayır ben oğluyum siz kimsiniz diye sordum oda oğlum ben senin teyzenim Meryem teyzen dedi Meryem Teyzemi? ben onu hiç tanımıyordum annemin anatığı kadarıyla ben küçükken o Almanya'da evlenmiş diye biliyordum Bana telefonda kendisinin bulgaristanda olduğunu ve balçık otogarda olduğunu söyledi ve bize gelip bi çay içmek ve annemle görüşmek istediğini söyledi bende buyur teyze gel dedim ama annem işte ben evde yanlızım dedim oda tamam ben geliyorum hem anne ne süpriz olur hemde sen yanlız kalmamış olursun dedi bende tamam teyzeciğim diyerek kapatım telefonu


otogar bize 15dk araçla gelinebilcek uzaklıktaydı ama 1 saat geçmesine rağmen kimse gelmemişti ben tekrar yatağıma oturup gitarımı elime aldım kendi kendime söylenirken kapı çaldı ve teyzem geldii diyerek kapıyı açtım karşımda bı kadın duruyordu bana merhabaa ismail ben meryemm teyzen dedi sarıldı öptü şaşkındım ilk defa teyzemi görüyordum annemin bana fotoğraflarda gösterdi gibi bi kadındı


içeriye girdik teyzem uzun uzun anlatmaya başladık o bana almanyada geçirdi günleri anlatıyordu bende ona teyzee niye şimdiyadek hiç gelmedin diye sordum oda oğlum ben çok istedim gelmeyede annen beni istemiyordu dedi teyzem annemle kavgalı ayrılmışlar teyzemin anlatığına göre annem onun kocasını hiç sevmemiş ve evlenmesini istememişti ama teyzem kendisine aşık olduğunu ve burda durmayacağını söylemiş ve bi gece kaçmış ona diye söyledi ben şaşkınlıkla teyzemi dinlerken kapı tekrar çaldı teyzeme otur teyze ben bakarım dedim kapıya doğru ilerledim açtığımda bi yaşlı bi dede çoban karşımdaa duruyordu bana evladım ben karşı bayırda oturan bi çobanım burdan geçerken susadım ama hiç bi yerde su bulamadım haplarımı içmem gerek öğleni geçti dedi bende tamam dedeciğim burda bekle diyerek içerden su almaya gittim teyzem kim o dedi yaşlı bi dede çobanmış su istiyor dedim teyzemde burda çobanda mı var dedi bende ilk defa görüyorum teyze dedim sonra suyu dedeye götürdüm dede baya susamış ve bitkindi haplarını içtikten sonra sağolasın evladım su verenlerin çok olsun dedi ben yoluma gideyim artık dedi ve gitti kapıyı kapatım içeriye teyzemin yanına gitim teyzemde oğlum ben bi markete uğrayım gelirken elim boş geldi birşeyler alırım ayıptır böyle dedi sen geliyormusun diye sordu teyzem ben gelemem teyze evde gitar çalıyorum dedim çünkü dışarıya hala çıkmaya korkuyordum teyzem burda otur ben hemen gelicem diyerek evden çıktı bende evde oyuncağımla kalmıştım sonra telefon çaldı açtığımda ise arayan annemdi oğlum biz geliyoruz birşey istiyormusun dedi bende yok annecim ama 1 saat önce Almanyadaki teyzem geldi eve seni görmeye gelmiş dedim annemin telefonda sesi kesilmişti aloo anne dedim oğlum nasıl teyzen neden bahsediyorsun sen dedi bende Anne almanyadaki teyzem hani şu fotoğraflarda olan annem şaşkınlık içerisinde oldunu ses tonundan anlamıştım oğlum senin teyzen sen daha bebeken öldü dedi ben buz kesilmiştim neoldunu anlamamıştım az önce 1 saat önce evimde olan kadın kimdi annem telefonu kapat hemen geliyoruz dedi ve ben tekrar korku içerisinde ağlamaya başladım annem eve geldiğinde ona herşeyi anlatım oda hırsız birşey diye düşündü daha sonra evi kontrol etiler evde hiç birşey alınmamıştı sonra otorup fotoğraf albumünü dolaptan aldı ve açtı ve ağlayarak bu kadın mı geldi eve dedi bende evet anne bu kadındı göz yaşlarına boğuldu ben ise korkuyordum sonra fotoğrafta birşey dikkatimi çekti bi adam vardi elinde bastonuyla bu kim anne dedim oğlum o senin büyükbaban o köyde öldü sen onu hiç görmedin dedi ama aslında onu görmüştüm o gelen çoban aslında büyükbabamış. şuan 21 yaşındayım bunları yazarken bile gözlerim doluyor anladım tek birşey oda artık ben bir cesur çocuk değildim..